Esnemek, Yola Çıkmak ve Karşılaşmak

Affedersiniz, Bu Alan Konforlu mu? “Konfor alanı” kavramının üzerine artık o kadar çok eğilmiş mercek var ki kavramın kendisi bile huzursuz hissediyor olabilir. Pandemi günlerinden önce kişisel gelişim kitaplarında ve videolarında söylenegelen bir cümleydi “Konfor alanınızdan çıkın.” Lakin artık bu “çıkış” fiziksel olarak çok mümkün değil gibi gözüküyor, yani şey, başkalarının ve kendinizin sağlığını önemsiyorsanız … Continue reading Esnemek, Yola Çıkmak ve Karşılaşmak

Dil ve İntihar: “Leman Gölü Kıyısında Olay” Hikâyesi Üzerine

Öncelikle bu yazı, yazı boyunca görmezden gelip en sonunda doğru kararı vermesi için son sözü okuyucuya bıraktığını belirten cümleyle okuyucuya varlığını hatırlatan bir yazı olmayacak. Bu düşünce yolculuğuna beraber çıkalım istiyorum. Hastalıklı ise düşüncelerim beraber hastalanalım ya da birbirimize ilaç olalım. Ama yeter ki bir şekilde etkileşim içinde olalım. Bu yazıyı yazma kararımı, Stefan Zweig'ın … Continue reading Dil ve İntihar: “Leman Gölü Kıyısında Olay” Hikâyesi Üzerine

Yarım Gram Kelebek

Pencere kenarı. Dışarıya 40'lık gözlerimle bakıyorum. Yağmur. Her hikâyeye yağmurla başlamaları için tüm yazarlara yalvarabilirim, dediğim günlerim geliyor aklıma. Bugün, dökülen yaprakları süpürme günü olmasının sıradanlığıyla, önceki senelerden kalmış tavan arası duygularımı yaşıyorum. Hatırladığımda beynimden yüzüme mürekkep gibi sıçrayan utançlarıma lanet yağdırmak istiyorum, dışarıdaki yağmur gibi. Bir iki saatliğine bir şeylerin üstüne bir şeyler yağdırma … Continue reading Yarım Gram Kelebek

“Bizden Önce”

Vertigo. Uzay gemisinin adını böyle koymuşlardı. Bundan tam kırk beş sene önce dünyadaki o "baş döndürücü" hızlı değişimin getirdiği kaosun daima hatırda kalmasını amaçlamıştı belki de Tufan. Dünyadaki fosil yakıtlar tamamen tükenmişti, petrol, kömür, diğer hepsi. Tükenmenin hemen ardından dünya dışı yaşam araştırmalarının iyice hızlandığı bir vakitte, Moskova'ya, en az Moskova kadar büyük bir meteor … Continue reading “Bizden Önce”

Kısa Hikâye: Kadim Heimlich

Gök gürültüsü. Yağmur. Bambulardan yapılma evin tavanındaki küçük bir delikten yağmur suları sızıyor. Evin küçük oğlu bulduğu kil kabı, koşar adımlarla getirdi, düşen damlaları tam içine alacak şekilde hizaladı kabı. Tahta masada evin babası Wei, masanın en başında oturuyor, onun solunda Wei'nin bugün haydutların elinden son anda kurtardığı eski samuray Feng duruyordu. Feng'in karşısı ise … Continue reading Kısa Hikâye: Kadim Heimlich

Kapı

Saat 17.45 Fisherman Caddesi, Golden İş Binası. Gökyüzüne bakanın, maviye gebe kurşuni bir gökyüzünden başka hiçbir şey göremeyeceği bir günün akşamına yaklaşılıyordu. Biraz daha yağsa yolları trafiğe kapatacak olan bir yağmur vardı. O sırada Bay Finn, pencerenin hemen dibindeki sıcacık peteğe bacaklarını yaslamış, camdan dışarıyı izliyordu. Yağmurun getirdiği serinlik, dibindeki petekten gelen sıcakla bozuluyordu. Son … Continue reading Kapı

Geçmiş Hapishanesi

Arabayla giderken güneşin bizimle hareket etmesinden bizi takip ettiği sonucunu çıkarttığım, çocukluk günlerimden biriydi. Babam beni yanına almış, nereye gideceğimizi her zamanki gibi söylememişti. Garaj olmadığı için araba gün boyu güneş altında kalmıştı. Nereye dokunsam anında geri çekmek zorunda kalıyordum. Yolumuza devam ederken sağ tarafta, koyunları güden çobanları ve kopeklerini görebiliyordum. Onların daha da arkasında … Continue reading Geçmiş Hapishanesi

Nisbourne – Bölüm II

"Vatan için ölmek de var, fakat borcun yaşamaktır." - Tevfik Fikret Gökkubbe, yıldız dokumalı yorganını üstünden henüz atmadığı bir vakitte kahvaltı yapardık hep. Güvercinlerin o boğuk hırıltısı eşlik ederdi soframıza. Pek konuşmazdık, yalnızca çatal bıçak sesleri ve güvercinler. Gözüm arada bir annemin saçına takılıyor, beyazlaşmaya başlamış olmasına canım sıkılıyor, sinirleniyordum. Sinirlenince peyniri daha bir haşmetle … Continue reading Nisbourne – Bölüm II

Nisbourne

Sahilinin hemen bitimindeki bir kayaya yaslanmış bir asker, oturmuş vaziyette denize bakıyordu. Ayaklarını denize doğru uzatmıştı. Sahil boyunca halsiz dalgalar, yaralı topuğuna kadar ulaşıyor. Hâkî yeşili pantolunu -hala pantolon denilebilirse- artık sıcak tutmuyordu, pantolunun yırtıkları arasından giren meltem üşütüyor, bağırsaklarını rahatsız ediyordu. Üstündeki yine aynı renk olan tişörtü, kurumuş kandan siyaha çalır hale gelmişti artık. … Continue reading Nisbourne