“Bizden Önce”

Vertigo. Uzay gemisinin adını böyle koymuşlardı. Bundan tam kırk beş sene önce dünyadaki o "baş döndürücü" hızlı değişimin getirdiği kaosun daima hatırda kalmasını amaçlamıştı belki de Tufan. Dünyadaki fosil yakıtlar tamamen tükenmişti, petrol, kömür, diğer hepsi. Tükenmenin hemen ardından dünya dışı yaşam araştırmalarının iyice hızlandığı bir vakitte, Moskova'ya, en az Moskova kadar büyük bir meteor … Continue reading “Bizden Önce”

Advertisements

Kısa Hikâye: Kadim Heimlich

Gök gürültüsü. Yağmur. Bambulardan yapılma evin tavanındaki küçük bir delikten yağmur suları sızıyor. Evin küçük oğlu bulduğu kil kabı, koşar adımlarla getirdi, düşen damlaları tam içine alacak şekilde hizaladı kabı. Tahta masada evin babası Wei, masanın en başında oturuyor, onun solunda Wei'nin bugün haydutların elinden son anda kurtardığı eski samuray Feng duruyordu. Feng'in karşısı ise … Continue reading Kısa Hikâye: Kadim Heimlich

Gözlemeli Hayat Dersi

Gezmeye şehir dışına çıkmıştık. Kehribar rengi tuğlalardan yapılmış, şimdinin insanları arasındaki uzaklığa inat, birbirine sımsıkı sokulmuş binaların ev sahipliği yaptığı sokaklardan geçiyorduk. Burnuma gelen sıcak gözleme kokusu, bütün mayışmışlığımı aldı götürdü. Kokunun olduğu yere gittim adımlarımı hızlandırarak. Yaşlı ama hali vakti yerinde bir adam; tüpünü, sacını, oklavasını almış, gözleme açıyordu. "Selamun aleyküm." dedim gülümseyerek ve … Continue reading Gözlemeli Hayat Dersi

Kapı

Saat 17.45 Fisherman Caddesi, Golden İş Binası. Gökyüzüne bakanın, maviye gebe kurşuni bir gökyüzünden başka hiçbir şey göremeyeceği bir günün akşamına yaklaşılıyordu. Biraz daha yağsa yolları trafiğe kapatacak olan bir yağmur vardı. O sırada Bay Finn, pencerenin hemen dibindeki sıcacık peteğe bacaklarını yaslamış, camdan dışarıyı izliyordu. Yağmurun getirdiği serinlik, dibindeki petekten gelen sıcakla bozuluyordu. Son … Continue reading Kapı

Geçmiş Hapishanesi

Arabayla giderken güneşin bizimle hareket etmesinden bizi takip ettiği sonucunu çıkarttığım, çocukluk günlerimden biriydi. Babam beni yanına almış, nereye gideceğimizi her zamanki gibi söylememişti. Garaj olmadığı için araba gün boyu güneş altında kalmıştı. Nereye dokunsam anında geri çekmek zorunda kalıyordum. Yolumuza devam ederken sağ tarafta, koyunları güden çobanları ve kopeklerini görebiliyordum. Onların daha da arkasında … Continue reading Geçmiş Hapishanesi

Nisbourne – Bölüm II

"Vatan için ölmek de var, fakat borcun yaşamaktır." - Tevfik Fikret Gökkubbe, yıldız dokumalı yorganını üstünden henüz atmadığı bir vakitte kahvaltı yapardık hep. Güvercinlerin o boğuk hırıltısı eşlik ederdi soframıza. Pek konuşmazdık, yalnızca çatal bıçak sesleri ve güvercinler. Gözüm arada bir annemin saçına takılıyor, beyazlaşmaya başlamış olmasına canım sıkılıyor, sinirleniyordum. Sinirlenince peyniri daha bir haşmetle … Continue reading Nisbourne – Bölüm II

Nisbourne

Sahilinin hemen bitimindeki bir kayaya yaslanmış bir asker, oturmuş vaziyette denize bakıyordu. Ayaklarını denize doğru uzatmıştı. Sahil boyunca halsiz dalgalar, yaralı topuğuna kadar ulaşıyor. Hâkî yeşili pantolunu -hala pantolon denilebilirse- artık sıcak tutmuyordu, pantolunun yırtıkları arasından giren meltem üşütüyor, bağırsaklarını rahatsız ediyordu. Üstündeki yine aynı renk olan tişörtü, kurumuş kandan siyaha çalır hale gelmişti artık. … Continue reading Nisbourne